Blog ve Tarifler
Difüzör mü? Nebülizatör mü? Buhurdan mı?
Difüzör, buhurdan ve nebülizatör arasındaki farkları biliyor musunuz? Difüzörler nasıl çalışır ve hangi ortamlarda tercih edilir? Buhurdanlıklar ne zaman kullanılmalı? Nebülizatörler kimler için daha uygun?
Ekolojik Ağız ve Diş Sağlığı Mümkün
Bambu diş fırçası, çözünebilir ve paketinde plastik içermeyen diş ipi, ev yapımı diş macunu, oil-pulling ile yağ çekme, dil temizleme ve hdrolatla ağız gargarası desem ne derdiniz? Okuması uzun ama yaparaken hepsi 2-3 dakikalık işlem hayatımızda. Gelin tek tek inceleyelim beraber neler yapabiliriz ekolojik ağız ve diş sağlığımız için. Hepimiz biliyoruz ki diş fırçası kıllarının yıpranması kontrol edilerek 3 ayda 1 değiştirilmeli. Bir kişinin yılda 4 defa böyle bir çöp çıkardığını düşündüğümüzde, dünyada 1 yılda 23 milyardan fazla diş fırçasının çöpe atılması söz konusu. Bir plastiğin doğada yok olma süresi min 400 yıl. İyi markalı diş fırçalarının da malesef tamamı plastik. Mümkünse diş fırçalarımızı bambu tercih ederek ekolojik ayak izimizi hafifletebiliriz. Bambu diş fırçalarından tek şikayetim kıl sayısının azlığı. Gelelim diş ipine, dişlerimizi çok iyi fırçaladığımızı düşünsek de dişlerimizin yapısı gereği fırçanın alamadığı yemek artıklarını diş ipi ile temizlememiz gerekiyor. Yıllarca plastik kapların içindeki diş iplerini kullandım ancak doğada çözünmemesi ve metrelerce iplerin parçalara ayrılması hatta bu ipleri bir araya getirmek için kullanılan plastik kutu da beni artık eskisinden daha çok rahatsız ediyor. Bazı markalar bu soruna güzel çözümler getirmiş, çözünen diş ipi ve kağıttan yapılmış ip sarma materyali. Benim bazen aklımı kurcalayan konulardan biri diş macunu. Kimileri çok memnun kimileri benim gibi florür konusuna takıntılı. Benim diş hekimimin altını çizdiği bir konu var ki diş macunundan ziyade fırçayı nasıl tuttuğumuz, dişimizi nasıl fırçaladığımız ve ağzımızı nasıl çalkaladığımız çok daha önemli. Florür zararlı diyen diş hekimleri de var, dozunda kullanılırsa faydası var diyende. Örneğin 6 yaş ve üstü bireyler için 1450 ppm florür şart, 2 yaş altındaki çocuklar için ise bu rakam 450 ppm. 2-6 yaş arası için ise 1000 ppm tavsiye ediliyor. Ancak ben yine de kendi tarifimi yapacağım diyorsanız websitemizin tarifler bölümünde göz atabilirsiniz. En sevdiğim iki konudan biri Oil Pulling-yağ çekmek. Benimde hayatımda birkaç yıldır düzenli uyguladığım bir alışkanlık aslında. İster hindistan cevizi yağı, isterseniz susam veya zeytinyağı ile de yapabilirsiniz. Yağların organik ve soğuk sıkım olmasına dikkat edin. Tarifler bölümünde nasıl yapacağınıza dair ipuçları yer alıyor. Dil temizlemeye gelince, size şunu garanti ediyorum başladıktan sonra belkide asla vazgeçmek istemeyeceğiniz adım bu adım olacak. Hatta akşam dişlerinizi iyice fırçalayıp, gargaralarla ağzınızı iyice çalkalayıp yatsanız bile sabah uyandığınızda dilinizde biriken toksinleri temizlediğinizde çok şaşıracaksınız. Muhakkak dil temizliği aparatına ihtiyacınız yok, basit bir kaşık yardımıyla da yapabilmeniz mümkün. Tek yapmanız gereken dilinizi arkadan öne doğru sıyırmak. Aromaterapi'nin vazgeçilmesi hidrolatlar içinde eser miktarda yer alan uçucu yağlarla antiseptik gücünü korumaya devam ediyor. Genel olarak ağız temizliği için gargara önerisi tuzlu su ancak gül suyu veya lavanta suyu ile ağız gargarası yapmanız mümkün. Genel olarak büyük bir çaba gerektirmeyen ancak hayatınızda düzenli bir alışkanlık haline getirdiğinizde hem kendi sağlığınız için hem de gezegenimiz için ne kadar önemli bir adım atmış olacaksınız, bugün tam da o gün olmasın mı?
Burçların Kokusu
Burçlar, elementler ve kokular arasındaki bağı anlattığımız bu yazıda; ateş, toprak, hava ve su elementlerinin hangi koku aileleriyle uyumlandığını keşfediyoruz. Koç, Aslan, Yay; Boğa, Başak, Oğlak; İkizler, Terazi, Kova ve Yengeç, Akrep, Balık için hangi notaların ruhlarını yansıttığını anlatarak, burcunuza ve elementinize uygun kokuyu seçmeniz için küçük bir rehber sunuyoruz.
Hamilelikte Aromaterapi
Aromaterapi inhalasyonu, hamile kadınlarda psikolojik rahatlama sağlamakta ve otonom sinir sistemi düzenlemesini iyileştirmektedir. Ancak her uçucu yağ hamilelikte güvenli değildir. Bir uçucu yağın güvenliği veya tehlikeliliği, esasen o yağın kimyasal bileşimine ve içindeki tekil ya da grup hâlindeki bileşenlerin olası toksisitesine bağlıdır.
Jojoba Yağı ile Cilt Bakımı
Jojoba yağı, Simmondsia chinensis bitkisinin tohumlarından elde edilen sıvı bir mumdur. Diğer sabit yağlardan farklı olarak, jojoba yağı aslında bir yağ değil, sıvı bir mum esteridir. Bu özellik, ciltteki doğal yağ üretimini dengelemeye yardımcı olur ve fazla yağ birikimini engeller. Cildin doğal sebumu ile kimyasal olarak benzer yapısı sayesinde, jojoba yağı cilt tarafından hızla emilir ve nem dengesini sağlar. Yağlı ciltler için bile nemlendirici bir etki sunarak, ciltte fazla yağı dengeleyebilir. Aynı zamanda antimikrobiyal özelliklere sahip olup, sivilceye neden olan bakterilerin arındırılmasında destek sağlar. Bu, akneye eğilimli ciltler için jojoba yağını oldukça faydalı hale getirir. Jojoba yağının yatıştırıcı etkisi de cilt bakımında önemli bir rol oynar. Ciltteki kızarıklık, tahriş veya iltihaplanmaları azaltan anti-inflamatuar özellikleri sayesinde, cildin sakinleşmesine yardımcı olur. Ayrıca, nemlendirici ve antioksidan özellikleri cildin yaşlanma belirtilerini geciktirebilir, ince çizgilerin ve kırışıklıkların görünümünü azaltabilir. Bilimsel çalışmalar, jojoba yağının ciltle uyumunu destekleyen önemli veriler sunmaktadır. 2005 yılında yapılan bir araştırma, jojoba yağının sebum üretimini dengelediğini ve ciltteki iltihaplanmayı azalttığını ortaya koymuştur (Jojoba Oil: A Review of Its Benefits, Journal of Drugs in Dermatology). Bu, jojoba yağının cildin doğal yapısıyla uyumlu olduğunu ve cilt sağlığını destekleyici özellikler taşıdığını kanıtlar niteliktedir. Makaleyi incelemek isterseniz; https://www.minervamedica.it/en/journals/Ital-J-Dermatol-Venereol/article.php?cod=R23Y2013N06A0687 linkini kullanabilirsiniz.
Diş Kliniklerinde Lavanta Uçucu Yağı
Diş hekimi korkusu birçok kişiyi muayeneyi ertelemeye itiyor, belki siz de aynısını yapıyorsunuz. Her yaşta görülen bu korkunun temelinde aletlerin sesi, iğne korkusu, ağrı hissi veya ortamdaki steril koku olabilir. Hepimiz o steril kokuyu hemen tanırız değil mi? Kokuların duygular üzerinde etkileri olduğu süphesiz. Bazı kokular rahatlatırken bazıları gerginlik çağrışımı yapabilir; bu tamamen kişiden kişiye değişen bir deneyimdir. Klinik ortamının kendine özgü kokusu da kimi kişilerde huzursuzluk yaratabilir. Bazı kliniklerde -belki siz de fark etmişsinizdir- lavanta uçucu yağının kokusunu alırız. Yapılan çalışmalar, bekleme salonlarında solunan lavanta uçucu yağının kaygıyı azalttığını gösteriyor. Örneğin 2014 yılında yayımlanmış bir çalışmada, diş tedavisi için bekleyen hastalar, Lavanta uçucu yağının ortam kokusuyla uyarılmış ve kontrol grubuyla karşılaştırılmıştır. Lavanta kokusuna maruz kalan hastaların daha düşük kaygı düzeyine sahip olduğu bulunmuştur.[1] Yine yapılan başka bir çalışmada, 6-12 yaş arası 60 çocukta lavanta yağı ve paçuli yağı karşılaştırılmış. Her iki yağda da olumlu sonuçlar alınmış, lavanta biraz daha etkili bulunmuştur.[2] Lavanta (Lavandula angustifolia) uçucu yağının aroması, otonom sinir sisteminin parasempatik uyarımıyla ilişkilendirilmiş; bu da kaygının azalmasına, ruh hâlinin iyileşmesine ve sedasyonun artmasına yol açmaktadır. (Md Zabirunnisa vd., 2014) Bir sonraki diş randevunuzda lavanta kokusunu denemeyi düşünebilirsiniz. Yapılan araştırmalar, lavanta uçucu yağının kaygıyı azalttığını ve bekleme sürecini daha huzurlu hâle getirdiğini gösteriyor. Belki de lavanta sayesinde, steril klinik ortamının yarattığı gerginliği biraz olsun azaltabilir ve bekleme salonuna daha sakin adımlarla girebilirsiniz. Küçük bir koku değişikliği, büyük bir rahatlama sağlayabilir. Çalışmaları incelemek ve okumak isterseniz: [1]. Dental patient anxiety: Possible deal with Lavender fragrance - PMC [2]. Comparative Evaluation between Lavender Essential Oil and Patchouli Essential Oil in Aromatherapy and Its Effect on Dental Anxiety in Children - PMC
Ev Enerji Temizliği : Kıyafet Odası
Benim için yıllardır bulunduğum mekanların enerjisi çok önemli olmuştur. Her girdiğim mekanda ışığa dikkat ederim; mekana giren ışığın bana hissettirdiği aydınlığı ve ferahlığı önemserim. Çoğumuz duymuşuzdur eterik bedenimizin enerjisi; auramız gibi ama etki altında kaldığımız enerjilerin hayatımızı ne derece etkilediğini genelde ikinci plana atarız. Bu sadece mekanlar için değil kullandığımız eşyalarla da ilgili aslında. Bahar, değişimin ve yenilenmenin habercisi gibidir her zaman..Oldukça zorlayıcı bir dönemden geçtik ve etkileri üzerimizde “yeni normallerle” hayatımızı akışında sürdürmeye devam ediyoruz. Birikmiş negatif enerjilerin bilinçaltımızda temizliğini yaparken aynı zamanda evlerimizin de içinde birikenleri ayıklama zamanı gelmedi mi sizce de? Nereden başlasam diyenler için her bahar geçişinde evimde uyguladığım ritüelleri sizlerle paylaşmak istiyorum, umarım yardımcı olur. İlk adım; istediğiniz bir odayla veya banyoyla başlayın..Bu yazıyı bir seri olarak paylaşacağım için ilk başladığım odayı bu yazıda anlatmak istiyorum sizlere: Kıyafet Odası. Kapıdan bakıyorum içeriye. Ne hissediyorum? Sıkışmışlık veya gereksiz yük hissi mi doğuyor içime yoksa ferahlık ve rahatlık mı? Kullanmadığım eşyaları kenara alıyorum hızlıca..Eskiyen kumaşlar, yırtılan tişörtler, kopan düğmeler ne varsa ayıklıyorum tek tek.. Sezonsal kıyafetleri kuru temizleme için ayırıyorum (kabanlar, montlar vs). Tüm dolabı indirip başlıyorum temizlemeye, kıyı köşe.. Peki ne ile? İkinci adım; sirkeli ve limon uçucu yağlı su ile silme, yerleştirme ve aralara sedir topları – tabi ki Sedir uçucu yağı ile.. Doğal naftalin gibi rahatlıkla kullanabildiğim sedir toplarıma sedir uçucu yağından döküyorum yerleştirmeden önce. Bu arada dolapların uç kısımlarına küçük keçeler kesip yapıştırmıştım daha önceden, kesinlikle tavsiye ederim. Keçeler iyi bir uçucu yağ tutucudur. Onlara da aynı şekilde sedir ve biraz da limon uçucu yağ damlatıyorum. Hem odanın kokusu ferahlıyor hem de güve etkisini azaltmış oluyorum. Üçüncü adım; Onarılabilecekler için bir torba hazırlıyorum ve terziye gidecek şekilde planlıyorum. Bana daha fazla hizmet etmeyeceğini düşündüğüm kıyafetlerimi verebileceğim yerleri belirliyorum sonrasında ve onlarda doğru bir torbaya. Bazı kıyafetlerimi de ikinci el olarak satmak için ayırıyorum, bu uygulamayı yıllar öncesinde kullanmaya başlamıştım ve bu da iyi bir opsiyon elimizdekileri değerlendirmek adına. Bazı kıyafetlerimiz ise ne verilebilecek ne de satılabilecek durumda oluyor (örneğin tek kalmış çorap vs gibi) bu durumda da sizlere bazı mağazaların giysi kumbaralarını takip etmenizi öneririm. Parçaların ne olduğuna bakmaksızın geri dönüşüm amacıyla bu kumbaralarda çok iyi seçenek. Ardından odayı temizliyorum ve mis gibi bir dal adaçayı ile niyetlerimi içimden geçirerek tütsülüyorum. Sadeleşerek ferahlayalı ve eşya yerine deneyime daha çok kaynak ve zaman ayırdığımı farkedeli 5 sene oldu, iyi ki de oldu..Peki ya siz? Hangi odayla başlıyorsunuz bahar temizliğine?
