İçeriğe atla
5.000 TL ve üzeri ücretsiz kargo
Saat 14.00’e kadar verilen siparişler aynı gün kargoda.

Blog ve Tarifler

5 Adımda Banyonuzu Atıksız Hale Getirin

5 Adımda Banyonuzu Atıksız Hale Getirin

Atıksız yaşam, isminin aksine yalnızca atıklarımıza odaklanan bir kavram değil, daha çok boyutlu, dünyaya, doğaya ve insanlara etkimizi kapsıyor. Zulümsüz kozmetikten organik beslenmeye, etik ve adil üretimden gönüllü yavaşlık ve sadeliğe bir çok kavramı bünyesinde barındıran bir çerçeve diyebiliriz. Bütün bu hassasiyetleri göstererek hayatımızın her alanında atıksız yaşama doğru adımlar atmak mümkün. Kişisel bakımımızın ve temizliğimizin merkezi banyolar ise pek çok farklı ürün ihtiyacı doğurduğu için atıksız yaşama geçişte en öne çıkan alanlardan biri. Ne şanslıyız ki artık banyolarımızı atıksız hale getirmek için birbirinden faydalı bir çok ürüne ulaşma imkanımız var. Gelin banyolarımızda 5 ana adımda nasıl atıksız hale gelebiliriz, buna bakalım: 1.Katı bakım ürünleri tercih ederek ambalaj atıklarının önüne geçebilirsiniz.Kastil ve Arap sabunu gibi doğal olarak jel ve sıvı formda olan sabunlar haricinde çoğu sıvı kişisel temizlik ürünü aslında katı hammaddelerin sulandırılması ve içine (iyi ya da kötü) koruyucu katılmasıyla elde edilir. Sıvı haldeki bir ürün genelde nakliye ve saklamada daha kolay, ucuz ve güvenli olsun diye plastik ambalaja koyulur. Burada tabi güvenlikten kastım üretici açısından, camın kırılmaması gibi, ürünün zayi olmaması gibi önlemlerdir. Tabi işin sonunda biz tüketiciler içindekiler kısmından çok bir şey anlayamadığımız, bitince ambalajını ne yapacağımızı bilemediğimiz bir noktada tıkanır kalırız. Halbuki katı kişisel temizlik ürünlerini tercih etmek hem içeriği daha anlaşılır kılar, hem de bizi ambalaj atığı derdinden kurtarır. Tabi sularımıza daha az kimyasal bırakacağımız için su ayak izimiz de küçülmüş olur. Nedir bu katı ürünler derseniz, sabunlar, şampuanlar, saç kremleri, nemlendiriciler, hatta deodorantların bile katı formda olanları var diyebilirim sizlere. Şimdi size cildinize, saçınıza en iyi gelen seçeneği belirlemek kalıyor. 2.Kozmetikte doğal ürünleri tercih ederek hem kendinize hem de doğaya zarar vermeden kişisel bakımınızı sürdürebilirsiniz.Tabi ki her kozmetik ürününün, doğası gereği, katısı bulunamayabiliyor. İşte böyle durumlarda bize düşen doğaya zarar vermeden kişisel bakımımıza devam edebilmek. Peki, nasıl yapacağız bunu? Tabi ki doğanın şifasından, bitkilerin özlerinden faydalanarak. Doğa her sorunumuza mutlaka bir çözümle geliyor ve bu çözümler fitoterapi ve aromaterapi vesilesiyle bizlere ulaşıyor. Doğal sabit ve uçucu yağlardan ve bitki sularından faydalanarak bitkilerin özlerinde şifa bulabiliyoruz. Yalnızca bitkiler mi peki? Tabi ki değil, mesela balmumu ve ham bal gibi malzemelerle kişisel bakımımızı zenginleştirebilir, cildimize ihtiyacı olan çözümleri doğal yollardan sunabiliriz. Renkli kozmetikte de yine doğal yağlar ve renk verici maddelerden faydalanabiliriz. 3.Vücut fırçaları, doğal iplerden yapılan lifler, kabak lifi ve doğal keselerle kendinizi şımartırken doğayı da koruyabilirsiniz.Temel kozmetiğin yanında cildimizi temizlerken kendimizi şımartadabiliriz. Örneğin sabahları lenf sistemimizi uyandırmak ve selülit görünümünü azaltmak için at kılı vücut fırçalarını, banyomuzda pamuklu/yünlü iplerden örülmüş banyo lifleri ya da kabak lifini, ölü derilerimizi atmak için bambu ya da ketenden yapılmış keseleri kullanabiliriz. Yüzümüze yapacağımız maskelerde kağıt maske tutucular yerine ham kumaş alternatiflerinden faydalanabiliriz. Doğal hammadelerden yapılmış bu bakım ürünleri kendimizle iyi vakit geçirirken doğaya zarar vermemizi engeller. Atıksız yaşam katı ve tüketim düşmanı bir yaşam değil, aksine ihtiyaçlarımızı ve masum isteklerimizi doğaya zarar vermeden karşılamayı sağlayan bir yaşam biçimidir. Dolayısıyla doğayla uyumlu ürünler tercih ettiğimizde ekolojik ayak izimizi azaltarak bakımımızı sağlayabilir. 4.Tek kullanımlık eşyaların yerlerine yeniden kullanılabilir malzemeleri tercih edebilirsiniz.Banyoda ne yazık ki üstüne çok fazla düşünmediğimiz, evden çıkardığımızda dert olmaktan çıktığını sandığımız çok fazla tek kullanımlık ürün var. Burada en sık kullanılan, dolayısıyla en çok atık çıkaran ürünleri derlemeye çalıştım. Epilasyon için eğer kullan-at jiletleri tercih ediyorsanız, elinizdekiler bittiğinde yerlerine 'safety razor' diye bilinen, yalnızca jileti değişerek ömür boyu kullanılabilen jilet makinelerini tercih edebilirsiniz. Ya da lazer epilasyon ile bu çabadan uzun erimde kurtulabilirsiniz.  Adet dönemlerinizde plastik hammaddeli, ağartılmış ve geri dönüşemeyen, doğada 550 yıldan uzun süre duran hijyenik pedler yerine adet kabı ya da yıkanabilir pedleri tercih edebilirsiniz. Adet olan tipik bir insanın hayatı boyunca 12 bin ped atığına sebep olduğunu düşünürsek, plastik pedlerden vazgeçmek çevre için büyük bir adım olacaktır.  Banyolarda sık sık kullanılan bir diğer kullan-at ürün ise kulak pamukları ya da diğer adıyla pamuklu çubuklar. Pamuklu çubukların çubuk kısmı genelde plastik olur, kimse pamuğunu ayrıştırmakla uğraşmayacağı için bütün halinde çöpe gider. Halbuki kağıt ya da ahşap çubuklu olanları kullanıldıktan sonra kompost edilebilirler. Böylece doğal bir hammadde olan pamuğıun da gereksiz yere sonu şehir çöplüklerinde bitmemiş olur.  Eğer sık makyaj yapan biriyseniz makyaj temizleme konusu sizin için önemli olacaktır. Makyajınızı temizlerken temizleme mendillerinin ya da temizleme sularının döküldüğü ve kimyasalla buluştuğu için kompost edilemeyecek pamuk pedler yerine yıkanabilir yüz temizleme pedlerinden faydalanabilirsiniz. Pek çok alternatifi bulunan bu minik yardımcılar yumuşak dokularıyla cildinizi yıpratmadan nazikçe temizleyecektir. Elinizi yıkarken sabunla köpürtüp durulayarak bir kenara asmanız ya da çamaşırlarınızın yanında makinaya atmanız ise temizlenmesi için yeterli olacaktır.  Yüzünüzü yıkayıp temizledikten sonra kağıt havluya mı kuruluyorsunuz? Öyleyse size kötü bir haberim var. O kağıt havlular çok kısa selüloz bağlarına sahip oldukları için ne yazık ki geri dönüştürülemiyorlar. Bu nedenle onlar da şehir çöplüklerine giden doğal malzemelerden. Ama kağıt havlular yerine kağıt havlu boyutunda ince kumaşlar ya da pofuduk havlulardan yardım alabilirsiniz. Eğer bol miktarda elinizin altına depolarsanız sabah akşam ayrı bir kumaşla yüzünüzü kurulayabilir, çamaşır yıkayacağınız zaman bu minik yardımcıları da birlikte yıkayabilirsiniz. Üstelik bu yeniden yıkanabilir kumaşlar, temizleme pedleri ve hijyenik pedler sanılanın aksine fazladan su harcanmasına sebep olmadan, uslu uslu diğer çamaşırlarınızın yanında yıkanabilirler. 5.Banyo tekstilinde ve aksesuarlarında pamuklu ve bambu kumaşlar, cam ve ahşap gibi hammaddeler tercih edebilirsiniz.Tek kullanımlık malzemeleri çok kullanımlıklarla değiştirdik, ambalaj atıklarının çaresine baktık, kozmetiğimizi ise doğal hammaddelerden karşıladık. Ama banyoda hala konuşmadığımız bir nokta var. O da banyo tekstili ve aksesuarları. Bu ürünler doğal olmadıklarında insanlara doğrudan zarar vermezler, ancak doğaya ciddi zararları dokunur. Polyester yapıdaki havlu ve paspas gibi banyo tekstil ürünleri yıkanırken suya 5mm'den küçük mikroplastikler bırakırlar, bu mikroplastikler sular aracılığıyla beslenmemizin bir parçası olan sucul canlılara ulaşır, ver ardından bize döner. Diş fırçalık, sabunluk gibi banyo aksesuarları ise doğal değil de plastik hammaddeden üretildiğinde arkasında çok büyük karbon ayak izi bırakır. Bunların yerine ahşap ve cam gibi doğal ürünler seçmeniz hem karbon ayak izinizi düşürecektir, hem de dekorasyon olarak içinizi ısıtan doğal bir banyo deneyimlemenizi sağlayacaktır.  Gördüğünüz gibi atması çok kolay 5 adımla daha atıksız bir banyoya kavuşmanız mümkün. Öte yandan hatırlatmak isterim ki, şu an dolabınızda olan ürün en ekolojik üründür. Lütfen önce elinizdekileri bitene kadar kullanın, daha sonra ihtiyaç doğdukça ekolojik ve atıksız tercihlerle alışverişinizi yapın. işte böylece gerçekten atıksız bir banyoya sahip olabilirsiniz.

Bitkileri Nasıl Sulamalıyız?

Bitkileri Nasıl Sulamalıyız?

Evimize aldığımız bitkileri sevmek için sayısız neden bulabiliriz. Bulunduğumuz ortamın havasını temizlemeleri ve stresi azaltmaları, dış mekân hissiyatını hayatımıza katmaları… Aklımıza ilk gelen olumlu etkileridir. Ancak bir diğer taraftan da tabiat anayla iç içe yaşamak için tasarlandıkları düşünülürse, bitkilerimize eğer iç alanda bakıyorsak, onlara iyi davranmaya özen göstermeliyiz. Bu iyi bakma kısmında ise en çok karıştırdığımız ve nasıl yapacağımızı bilemediğimiz konulardan biri de sulamak. Bitkilerin beslenmesi için bir takım maddeleri havadan ve topraktan alabilmeleri gerekir. Bu beslenmenin en etkili elemanlarından biri de düzenli ve yeterli sulamadır. Öncelikle şunu söyleyebilirim ki, haftada bir bilmem kaçta bir gibi rivayetlere kanmayınız. Her bitki türünün ihtiyaçları farklı olabilirken bu ihtiyaçlar doğrultusunda sulama alışkanlıkları da şekilleniyor. Sulama mevsimlere göre değişken olmalıdır. Bitkilerin yaz aylarında duydukları su ihtiyacı ile kış aylarındaki su ihtiyacı bir olmuyor ne yazık ki. Bitkinin bulunduğu(yani yaşadığınız) iklim koşullarından, toprak seçimi ve evdeki konumu gibi durumlara göre sulama sıklığı da değişebiliyor. Sulama oldukça ciddi bir iştir. Bitkiniz fazla sulandığı zaman kök ve yapraklarında çürümeler meydana gelebilirken, yeteri kadar sulanmadığında ise dal ve yapraklar kuruyabileceği gibi köklerde de kırılmalar olabiliyor. Dikkat etmemiz gereken unsurlardan bir diğeri de saksı seçimimiz olmalı. Saksınızın altı delikse, altından su çıkana kadar sulayabilirsiniz ama önemli olan bu noktada toprağınızın kuru olmasıdır. Yani bitkinizi kurudukça sulayabilirsiniz. Toprak saksılar suyu emer ve bu da kuruma hızını arttırır. Altı delik olmayan ve fazla suyu çekmeyen saksı seçimlerinizde bitkinizi sulama sıklığınızı azaltmanız gerekir. Saksı bitkilerinde sulama yaparken sulama kabı kullanmak ve suyun dinlendirilmesinin bitkiler bakımından daha doğru olduğunu düşünenlerdenim. Yani sulama miktarımızın sabit olması ve çeşmeden aldığımız suyun direkt olarak bitkiye verilmemesi gerekiyor. Çünkü içinde bulunan klor miktarı bitkilerimizi oldukça kötü etkiliyor. Birkaç saat dahi olsa suyun dinlendirilmesi gerekiyor. Hemen hemen bitkilerin büyük bir çoğunluğu güneş ışığına ihtiyaç duyar. Bol güneş ışığı alan bitkilerin toprakları daha hızlı kurur bu da sulama sıklığını ve su miktarını arttırabilir. Yani sonuç itibari ile her bitkinin sulama alışkanlığını bu detaylara dikkat ederek oluşturmak bitkinizle daha uzun ve sağlıklı vakit geçirebilmenizi sağlar. Risk almak istemezseniz eğer altı delik toprak saksılarda yanlış yapma ihtimaliniz daha düşüktür.

Parfümün Rotası: İtalya

Parfümün Rotası: İtalya

Yazının başlığı size garip gelmesin, yıllardır kime sorsam (kendim dahil) parfüm denilince ilk akla gelen şehir Grasse-Fransa. Sizce hangisi? Dünya parfüm üretiminin de %60'ından fazlası bu memlekette gerçekleşiyor desem peki. Vay canına! dediniz değil mi? Şahsım ve kendi adıma ben de öyle düşünüyordum taa ki Vedat Ozan'ın Kültürler kitabına başlayana kadar. Bu aralar parfüm ve kokunun geçmişi ilgimi çekiyor ve kendimi koku kitaplarına adadım. Kokunun tarihçesinin de Fransızlara değil İtalyanlara uzanan bir hikaye olduğunu öğrenince de sizinle paylaşmak istedim. Gelin size Vedat Bey'in kaleme aldığı satırları özetleyeyim. Fransa'yı hoş kokuyla tanıştıran İtalyan asıllı, Floransalı bir kraliçe olan Catherine de Medicis ve onun karanlık parfümcüsü Renato Bianco aslında. Hikayeyi uzun uzun anlatmayacağım, fırsatınız olursa muhakkak okuyun, kitap su gibi akıyor. Neyse gelelim konumuza. Kraliçe Caterina 1500'lerde, güçler savaşının arasında kalmış bir genç kız iken, amcası tarafından evlendirilmek üzere İtalya'nın mis kokulu şehirlerinden Paris-Fransa'nın leş gibi kokan sokaklarına gönderiliyor. Bu arada unutmadan Caterina-Renato'nun ilişkisinden de bahsetmek istiyorum. Caterina ellerini beğenmeyen ve günümüzde "opera eldiveni" diye bilinen eldivenlerden sürekli takan bir hanımefendi ve Renato'da deri kokusunu bastırmak için hoş kokulu eldivenler üreterek Caterina'nın gardrobunun vazgeçilmezi olan bir parfümcü. Bu arada Caterina evlendiğinde resmi parfümcüsü olarak  Renato'yu da yanında götürüyor. Renato Bianco, inanılmaz hırslı ve ticarete de hayli kafası çalışan biri olsa gerek ki Caterina'ya koku hazırlamanın dışında Paris'te açtığı dükkanında da  çok sayıda ürün satmaya başlıyor ve ünü artıyor. Peki neden Grasse parfümün başkenti?  Kraliçe Caterina ve Renato Grasse'ye bir ziyaret gerçekleştiriyor.  Provence bölgesinin doğal güzelliklerine hayran kalıp burada bir yağ damıtma atölyesi kurulması talimatı veriyor ve koku formülleri burada geliştiriierek ilerliyor. Biraz hap bilgi gibi oldu ama gerçekten kitabın hikayesini kopyala yapıştır yapmayı içime sindiremedim. Muhakkak okumanızı tavsiye ediyorum. Bu hikayede beni en çok etkileyen konulardan  biri de farklı dil, din, mezhep ve ırklardaki insanların evlilikleriyle kültür geçişlerini mümkün kılması ve hatta yeniden evrilmesini sağlaması.  Koku da İtalya'da başlayıp Fransa'da gelişmiş aslında. Kim bilir İtalya'ya da hangi simyacı bu alışkanlığı kazandırmış belkide Arap yarımadasına uzanan bir öğretisi var onunda.  Zamanında vücudunu yıkamayı bile gereksiz bulan bir kültürün buna günümüzde bu kadar sahip çıkıyor olması da dikkat çekici. Günümüz parfüm endüstrisi sırtını sentetik kokulara yaslamış olsa da aromaterapi ile tanıştıktan sonra hayatımdan ilk çıkardığım ürünlerden biri de sentetik içeren parfümlerim oldu. Güzel koktuğumuzu düşünüp kendimizi iyi hissetmeye çalışırken alerjileri tetikleyen, kanserojen etkisi ve hormonlarımızın çalışma düzenini negatif etkileyen etkileri göz ardı etmemeliyiz. Parfüm konusu hem temizlik ürünlerinde, deterjanlarda hem de kozmetik ürünlerimizin içinde de yer alıyor. Malesef temizliğin kokusu yoktur, kozmetiklerde de parfüme ihtiyacımız yoktur. Uçucu yağlarla kendimize hazırlayabileceğimiz şifalı rollon larla kendinize minik parfümler hazırlayabilirsiniz. Üstelik en sevdiğiniz uçucu yağlar ile.  Sahi, sizin en sevdiğiniz kokular neler? Benim favori üçlüm Bergamot, Lavanta ve Günlük.  

Tamanu Yağı ile Doğal Cilt Bakımı

Tamanu Yağı ile Doğal Cilt Bakımı

Tamanu bitkisinin Latince adı “Calophylum inophyllum”dur.  Cildi derinlemesine nemlendirir ve besler. Düzenli kullanımda ince çizgilerin ve lekelerin görünümünü azaltmaya destek olur.

Mutfakta Doğal Temizlik

Mutfakta Doğal Temizlik

Evlerimizi temizlerken aslında kirlettiğimizin farkında mısınız? Çamaşır suyu, güçlü kir ve yağ çözücüler kullanıp evimizi mikroplardan arındırdığımızı düşünürken, yerlerine, bize mikroplardan daha fazla zarar veren kimyasallar koymuş oluyoruz. Bu risk mutfaklarda daha da tehlikeli bir hal alıyor, çünkü kimyasalları temas ettikleri gıdalarla birlikte de vücudumuza almaya başlıyoruz. Peki, başka bir temizlik mümkün mü? Elbette mümkün! Gelin mutfakta doğal, zehirsiz temizlik nasıl olur biraz konuşalım. Sirke içerdiği asit ile çok güçlü bir temizleyicidir. Kendi kurduğunuz meyve sirkeleri kadar, beyaz sirkede meyve kabukları bekleterek elde ettiğiniz sirkeler de bir o kadar güçlüdür. Hem lekeleri çok başarıyla temizler, hem de hijyen sağlar. Bulaşık ve çamaşır makinalarınızda parlatıcı ve yumuşatıcı olarak bile kullanabilirsiniz, 1:1 oranında seyreltmeniz yeterli. Yer silerken, sebze-meyve yıkarken, tezgah temizlerken ya da ahşap mutfak ürünlerini suyla kaynatırken sirke eklemeniz ihtiyacımız olan hijyeni sağlamaya yeterlidir. Bana sirke yetmez mi diyorsunuz? O zaman karbonattan destek alın. Karbonat ve sirke bir arada tepkimeye girerken inatçı lekelerin de çözünmesini sağlar. Ayrıca karbon, aynı krem temizleyiciler gibi aşındırıcı bir güce sahiptir, bu nedenle bir yerleri ovarken kendisinden destek alabilirsiniz. Sirke ve karbonatın dışında, özellikle bulaşıklarınızı yıkarken arap sabunu ya da kastil sabunundan faydalanabilirsiniz. Jel yapıdaki bu temizleyiciler ihtiyacınız olan köpüğü ve hijyeni size doğal yollardan, kolayca sağlayacaktır. Çok güçlü kireç lekelerinde sitrik asit, yani limon tuzundan destek alabilirsiniz. Suyun içinde eriterek güçlü kireç çözücü özelliğini açığa çıkarmanız çok kolay! Uçucu yağların gücünden mutfak temizliğinde de faydalanabilirsiniz. Özellikle limon uçucu yağı, antibakteriyel, antifungal ve antiseptik özelliğe sahiptir, kokusuyla birlikte temizliğinize hem kolaylık hem de keyif katacaktır. Mutfak süngerleri, plastik/mikrofiber mutfak bezleri ve plastik fırçalar yerine doğal liflerden yapılmış alternatiflerini tercih edebilirsiniz. Kabak lifi bulaşık süngeri yerine kullanılabilen, kullanılamaz hale gelince kompost edilebilen doğal bir liftir. Bunun dışında hindistan cevizi liflerinden yapılan fırçalardan, ahşap saplı fırçalardan ve pamuklu yıkanıp tekrar kullanılabilen mutfak bezlerinden faydalanabilirsiniz. Kağıt havlu yerine kurulama bezi olarak waffle kumaşlardan ya da havlulardan yapılmış kumaş havlulardan faydalanabilirsiniz. Mutfakta doğala dönüş inanın düşündüğünüzden daha kolay. Başlangıçta, kimyasal birikmiş tabak çanağınız, belki buğulu lekeler bırakabilir, ancak zamanla biriken kimyasal kalıntılarını attıkça, o eski günlerindeki parlaklığı geri kazanacaktır. Tezgahınız, buzdolabınız ve işin sonunda vücudunuz da tertemiz olacaktır. Ve nihayetinde, hem kendinize hem de gezegene iyi geleceksiniz.

Limon Uçucu Yağı Kullanım Alanları

Limon Uçucu Yağı Kullanım Alanları

Limon uçucu yağı, ferahlatıcı kokusu ve çok yönlü faydaları ile aromaterapi dünyasının favorilerinden biridir. Limon uçucu yağının en etkili 5 kullanım alanı:  1. Doğal Temizlik Spreyi  Limon yağı, güçlü antiseptik özellikleri sayesinde mükemmel bir doğal temizleyicidir. Mutfak tezgahlarını, banyo yüzeylerini temizlemek ve evdeki mikropları yok etmek için kullanabilirsiniz. Aynı zamanda kötü kokuları gidererek evinizin ferah şekilde kokmasını sağlar.   Formül:  • 250 ml beyaz sirke • 250 ml su • 10 Damla Limon Uçucu Yağı  •  5 Damla Çay Ağacı  Tüm malzemeleri bir sprey şişesine ekleyin ve mutfak tezgahı, banyo yüzeyleri gibi alanları temizlemek için kullanın.   2. Enerji Verici ve Zihinsel Berraklık İçin Difüzör Karışımı  Limon yağı, enerjinizi yükseltir ve konsantrasyonunuzu artırır. Zihinsel yorgunluk hissediyorsanız, difüzörde kullanarak ya da bileklerinize seyreltip sürerek enerji dolu bir gün geçirebilirsiniz.  Formül:  • 4 Damla Limon Uçucu Yağı • 3 Damla Biberiye Uçucu Yağı  • 2 Damla Nane Uçucu Yağı  Bu yağları difüzörünüze ekleyin ve enerjinizi artırarak odaklanmanızı desteklemek için kullanın.   3. Saç Bakımı  Limonun antibakteriyel özellikleri, saç derisini temizleyerek kepek problemini hafifletmeye yardımcı olur. Karışımı saç derinize masaj yaparak uygulayın, 20-30 dakika bekletin, ardından saçınızı durulayın. Haftada 1-2 kez uygulayabilirsiniz.   Formül:  • 2 Yemek Kaşığı Hindistan Cevizi Yağı  • 5 Damla Limon Uçucu Yağı • 3 Damla Çay Ağacı Uçucu Yağı  4. Tırnak Bakımı Limon yağı, tırnakları güçlendirir ve besler, sararmış tırnakları aydınlatır. Düzenli kullanımda tırnaklarınızı güçlendirir ve sağlıklı görünmesini sağlar.  Formül:  • 30 Ml Jojoba Yağı • 3 Damla Limon Uçucu Yağı • 2 Damla Lavanta Uçucu Yağı   

8 Adımda Atıksız Bir Çalışma Alanı

8 Adımda Atıksız Bir Çalışma Alanı

Günümüzün ortalama 8 saati ofislerimizde ya da masa başında geçiyor. İş için, okul için, kişisel gelişimimiz için saatlerimizi harcıyoruz. Ancak farkında olmadan yalnızca saatlerimizi değil, dünyayı da harcıyor olabilir miyiz? Hedeflediğimiz amaçlara ulaşmak için çabalarken gezegenimizin kaynaklarını nasıl tükettiğimizi ihmal edebiliyoruz. Hayatımızın üçte birini geçirdiğimiz çalışma alanlarında, atıklarımızın da büyük çoğunluğunu çıkarıyoruz. Halbuki basit birkaç adımla çalışırken atıklarımızı azaltabilir, gezegenimize iyi gelecek tercihler yapabiliriz. 1. Gereksiz çıktı almaktan kaçının.Artık çoğu doküman, not ve dosyalar dijital olarak paylaşılıyor. Ancak çoğumuz hala elimizde tutup çize çize okumak istiyoruz. Bu nedenle de bazen bir dönemde bir öğrencinin kendi boyunu geçecek kadar çıktı alabiliyoruz. Bunu yaparken çevreyi düşündüğümüzü zannederek bazen arkalı önlü, tek yaprakta 4 sayfa gibi çözümler başvuruyoruz ancak yine harcanan mürekkebi ve kağıdı, yani kesilen ağaçları fark edemiyoruz. Çıktı almak yerine bilgisayarımızdan ya da tabletlerimizden okuma yapmak ise tüm bu israfın önüne geçmenin en kolay yolu. Eğer benim gözlerim yoruluyor derseniz mavi ışık filtreli bir gözlük edinerek bu yorgunluktan kurtulabilirsiniz. Okuduklarınızı çizip not almak için ise bilgisayarınızdaki yazı programının notlarını ya da PDF okuyucunun not ve işaretleme seçeneklerini kullanabilirsiniz. Artık çoğu okuyucunun işaretlemede renk seçenekleri bile var. Böylece farklı konularda birbirine karışmayan işaretlemeler de yapabilirsiniz. Üstelik bir dokümandaki bir kelimeyi, cümleyi aramak bilgisayarda çok daha kolay. 2. Dijital ortamda çalışın.Dokümanların yanında not defterlerinizi, ajandanızı, yapılacaklarınızı da dijital ortamda kullanabilirsiniz. Microsoft'un Office 365 altındaki Outlook, Todo ve OneNote uygulamaları, Apple'ın İcloud Takvim, Hatırlatıcılar ve Notlar uygulamaları, Google'ın Takvim, Tasks ve Keep uygulamaları gibi birbiriyle ve cihazlarınız arasında senkronize ulan uygulamaları hayatı inanın çok kolaylaştırıyor. Bunun yanında Notion, Todoist, Focus To-do, Evernote gibi uygulamalar da benzer hizmetleri size sunuyor. Üstelik dijital not uygulamalarının internet tarayıcılara eklenebilen kırpma eklentileri ile internette gördüğünüz ve önem verdiğiniz yazıları, görselleri kolayca notlarınıza ekleyebiliyorsunuz. Tüm notlarınıza, takviminize ve yapılacaklar listenize hem bilgisayar, hem tablet, hem de telefondan ulaşabilmek ise yanınızda taşıyacağınız ve sonunda atık olacak bir ajanda, yapışkanlı notlar ve defterlerin yerini kolayca alacak ve size fiziksel bir yük olmaktan da çıkacak. 3. Dijital karbon ayak izinizi ihmal etmeyin.Dijital ortamda çalışmak bir çok ağacı kurtarıyor, evet. Ancak internet görünmez bir alameti farika olarak bizleri onun karbon ayak izini ihmal etmeye de yönlendirebilir. Kullandığımız e-posta ve bulut hizmetleri kesintisiz şekilde çalışabilmek için serverlara ihtiyaç duyar. Bu serverlar ise genelde 'boş' alanlar inşa edilir, sürekli elektrik tüketir ve soğuması için sürekli su ve hava döngüsüne muhtaçtır. Yani dijital ortamda çalışırken, özellikle bulut ve e-posta hizmetlerinden faydalanırken bunu aklınızda tutmanızda fayda var. Yalnızca metin içerikli bir e-posta 4 gram, ekleri de içeren bir e posta ise 50 grama kadar karbon ayak izi salınımına sebep olmaktadır. Bir arama motorunda yaptığımız ara ise 7 grama kadar karbon ayak izi bırakmamıza neden olabilir. Bunun önüne geçmek için 'tamam', 'anlaştık' gibi kısa içerikli e-postalar göndermekten, hatırlayabileceğiniz bilgileri arama motorunda aramaktan, bulut sisteminde gereksiz dosyalar tutmaktan vazgeçebilirsiniz. Bu arada bu madde ile ilk ve ikinci maddenin çelişkiye düştüğünü düşünenler için de iç rahatlatıcı olarak şunu söyleyebilirim. Bilgisayarınızda ya da harici belleklerde tuttuğunuz dosyalar, çıktı alacağınız kağıtlar ya da kullanacağınız defterlerden daha az karbon ayak izine sahip olacaktır. Kağıt için harcanmayan ağaçlar saldığınız karbonu yakalayarak pişmanlığınızın önüne geçebilir. Ancak hala bu konuda endişeniz varsa fidan bağışı yapıp daha çok ağaç dikilmesine katkıda bulunabilirsiniz. 4. Kalemlerin de atıksız seçenekleri vardır.Atıksız kalem deyince aklınıza yoksa ilk olarak kurşun kalemler mi geliyor? Aslında kurşun kalemler düşündüğümüz kadar atıksız değildir. Yazı yazmak için ihtiyacımız olan kurşun diye andığımız kalemin minesidir. Onu tutabilmemiz için de bir ağacın içine yerleştirilirler. Bunun yerine uçlu kalem olarak da bilinen versatil ve portmin kalemleri tercih ederseniz, yalnızca kalemin minesini kullanmış, herhangi bir ağacı yavaş yavaş yontarak yok etmemiş olursunuz. Benzer şekilde renkli kalem uçları da tercih edebilirsiniz. Ancak iş plastik tükenmez kalemlere ve işaretleme kalemlerine (fosforlu kalemlere) gelince biraz değişiyor. Eğer yeniden doldurulabilir bir işaretleme kalemi kullanmıyorsanız, o işaretleme kalemi bittiğinde dışındaki tüm plastik dönüşümü zor bir atığa dönüşür. Ancak jumbo boy fosforlu ya da fosforsuz boya kalemleri de birebir aynı işi görebilir. Tükenmez kalemler yerine ise dolma kalem kullanabilirsiniz. Pompalı bir dolma kaleminiz varsa farklı renklerle doldurarak atıksız bir yazı elde edebilirsiniz. Eğer kartuşlu bir dolma kalem kullanıyorsanız, kartuşu değiştirmek yerine bir şırınga yardımıyla tekrar doldurabilirsiniz. 5. Defterler ve notlar dünyaya zarar vermesin.İyi güzel ama ben teknolojiyle çok mesafeliyim ve defter kullanmayı tercih ediyorum derseniz onun da daha az atıklı seçeneklerinin olduğunu söyleyebilirim. Defterlerinizi geri dönüşümlü kağıtlardan tercih edebileceğiniz gibi, eski defterlerinizin boş sayfalarından kendiniz de dikebilirsiniz. Defter dikimine ilişkin internette pek çok video bulabilmek mümkün. Eğer elinizde tek tarafı kullanılmış kağıtlardan başka bir şey yoksa, onlardan kendi kağıtları yapmanız da mümkün. Yine internetteki videolar bu konuda çok ama çok yardımcı oluyor. Üstelik evde geri dönüştürülmüş kağıt yapabilmek çok eğlenceli! 6. Çalışırken odaklanabilmek de önemli.Odaklanmakta sorun yaşayanlardan mısınız? Günümüzde odaklanamamak çoğu insanın problemi. Kişisel alanlarımız insanlar tarafından doğrudan ya da telefon bildirimleri, e-postalar vb şeyler tarafından dolaylı olarak ihlal edilebiliyor e bu konsantrasyonumuzu yitirmemize sebep oluyor. Bunun önüne geçebilmek için çalışırken odaklanmanıza yardımcı müzikleri kulaklıkla dinleyebilir, telefonunuzu ihtiyaç duymadan görmeyeceğiniz bir yere, ekranı yere bakacak şekilde koyabilirsiniz. Ayrıca çalışma anlarınızda aromaterapiden de destek alabilirsiniz. Zihnin çalışmasını ve odaklanmasını destekleyici koku karışımları ile çalıştığınız ortamı kokulandırarak kendi çalışmalarınızı destekleyebilirsiniz. Kulağa plasebo etkisi gibi gelse de, biberiye, vetiver, nane ve turunçgiller gibi bazı uçucu yağların zihnin çalışmasını desteklediği bir çok çalışma tarafından ortaya konmuştur. Urban Aromatherapy'nin de favori odaklanma karışım yağı Brain Storming :) İçinde vetiver, biberiye ve limon var. Bir yargıya varmadan önce denemenizi kesinlikle öneririm. 7. Kahvenizi/çayınızı nasıl alırsınız, atıklı mı, atıksız mı?Eğer bir ofiste çalışıyorsanız, ya da ders çalışmak için kütüphane ve kafelere gidiyorsanız, çalışma anında içtiğiniz çay/kahveyi nasıl tüketiyorsunuz, karton bardaklarda mı, yoksa kendi bardağınız/termosunuzda mı? Yaygın düşüncenin aksine karton bardaklar yalnızca karton değildir, içlerinde sızmayı önlemek için incecik bir plastik film kaplıdır. Bu da onu kompozit atık sınıfına sokar ve Türkiye'de kompozit atıkların geri dönüşümü şans eseri denecek kadar az bir orana sahiptir. Bu nedenle kahve/çayınızı kendi kupanıza, mugınıza, bardağınıza ya da termosunuza almanız ciddi bir tek kullanımlık bardak atığını ortadan kaldıracaktır. Eğer bir ofiste çalışıyorsanız bunun herkes tarafından yapılabilmesi için yöneticilerinizle de konuşabilirsiniz. 8. Her şeyin daha az atıklı bir alternatifi vardır.Çalışma alanlarında kullandığımız çoğu şeyin daha atıksız bir alternatifi mutlaka vardır. Örneğin çıktı almanız gereken dokümanların yazı tipini EcoFont ailesinden seçerseniz %60'a varan kartuş tasarrufu sağlayabilirsiniz. Bir de kartuş tasarruflu bir yazıcı tercih ederseniz bu konuda elinizden geleni yaptınız demektir. Defterlere yazdıklarınızı silmek için hav çıkaran silgiler yerine hamur silgileri tercih edebilirsiniz. Bir arada durması gereken dokümanları hiçbir zaman geri dönüşüme gitmeyen zımbalar yerine tekrar kullanılabilen ataşlar ile tutturabilirsiniz. Pille çalışan ve pilinin yenilenmesi gereken elektrikli ve elektronik aletlerde şarjlı pil kullanarak pil atığıyla uğraşmaktan kurtulabilirsiniz. Böyle küçük adımlar atarak gezegenimize yük olmaktan çıkıp ona iyi gelebilmemiz mümkün. Yeter ki bu konuda yaratıcı ve çevreci düşünmeye açık olalım. Kaynaklar: https://en.reset.org/knowledge/our-digital-carbon-footprint-whats-the-environmental-impact-online-world-12302019https://www.bbc.com/future/article/20200305-why-your-internet-habits-are-not-as-clean-as-you-think

Erkek Çocuklarda Lavanta Uçucu Yağı

Erkek Çocuklarda Lavanta Uçucu Yağı

Lavanta uçucu yağı, aromaterapide en sık kullanılan uçucu yağlardan biri, belki de birincisidir. Peki, lavantayı bu kadar kıymetli yapan nedir? Renginin mor olması mı ya da güzel koku yayması mı? Lavantanın kıymeti ne renginde ne de sadece kokusundadır; asıl mesele içeriğindeki yüzlerce farklı etken maddenin oluşturduğu muazzam dengedir. Lavantanın Gücü: Linalool, Linalil Asetat ve Adaptojenik ÖzellikLinalool ve Linalil Asetat: Lavantanın ana bileşenleridir. Bilimsel çalışmalar, bu iki maddenin merkezi sinir sistemi üzerinde doğrudan yatıştırıcı etkisi olduğunu kanıtlamıştır.Adaptojenik Özellik: Lavanta bir "adaptojen" gibi davranır; yani vücudun o an neye ihtiyacı varsa ona yardım eder. Uykun yoksa uyutur, enerjin düşükse dengeler. Güvenli Bir Şifacı Olarak Lavanta YağıLavanta uçucu yağı, her yaş grubu için güvenli bir yardımcıdır:Geniş Güvenlik Aralığı: Çocuklardan yaşlılara kadar en geniş kullanıcı kitlesine sahip, yan etki riski en düşük yağlardan biridir.Hücre Yenileyici: Sadece ruhu değil, cildi de onarır. Yanıklarda ve yara iyileşmesinde tarih boyunca kullanılan en güçlü doğal antiseptiklerden biridir. Peki, Bu Kadar Güvenli Bir Şifacı Neden Tartışmaların Odağında?Hormonal Dengeler ve Erkek ÇocuklarLavantanın o muazzam dengesi, bazı durumlarda vücudun kendi hassas dengeleriyle karşı karşıya gelebiliyor. Özellikle ergenlik öncesi erkek çocuklarda lavantanın "fitoöstrojenik" (bitkisel östrojen benzeri) etkisi olup olmadığı bilim dünyasında uzun süredir tartışılıyor.Tartışmanın Kaynağı: 2007 Vaka RaporuBu konudaki en meşhur tartışma, 2007 yılında New England Journal of Medicine’da yayımlanan ve lavanta içerikli kişisel bakım ürünlerini (şampuan, losyon gibi) düzenli kullanan üç erkek çocukta gözlemlenen geçici meme dokusu gelişimi (jinekomasti) vakasıyla başladı. Ancak madalyonun diğer yüzü daha geniş bir tablo sunuyor:Vakaların Geçiciliği: Söz konusu ürünlerin kullanımı bırakıldığında, gözlemlenen etkilerin birkaç ay içinde kendiliğinden düzeldiği kaydedildi.Geniş Çaplı Araştırmalar (2022): 550’den fazla çocuk üzerinde yapılan daha güncel epidemiyolojik çalışmalarda, lavanta maruziyeti ile kalıcı bir hormonal bozukluk arasında doğrudan ve anlamlı bir bağ bulunamadı.Uygulama Biçimi Kritik: Tartışmaların odağında genellikle yağın cilde doğrudan ve uzun süreli (topikal) uygulanması yer alıyor. Ortama yayılan kokunun (difüzör/buhurdanlık) bu tip bir etki yarattığına dair güçlü bir kanıt bulunmuyor. Bilimsel Gerçekler: Kesinleşmiş Bir Kanıt YokLavantanın erkek çocuklarda hormonal etki yaptığına dair bu durum bilimsel olarak kesinleşmiş bir kanıt değildir. 2007'deki vaka raporları, lavantayı doğrudan suçlamak için yeterli veri sunmamaktadır. Hatta 2022'de yapılan geniş çaplı araştırmalar, bu iddiaların aksine lavanta kullanımı ile hormonal bozukluklar arasında anlamlı bir bağ kuramamıştır.Aynı zamanda unutulmamalıdır ki her lavanta "aynı" değildir. Aromaterapide tıbbi etkileri için kullandığımız tür Lavandula angustifolia'dır. Aldığınız yağın saf, organik ve “tıbbi lavanta” olduğundan emin olmalısınız. 2007’deki çalışmayı incelemek isterseniz: "Prepubertal Gynecomastia Linked to Lavender and Tea Tree Oils." New England Journal of Medicine (NEJM). 2022’deki çalışmayı incelemek isterseniz: Franklin, J. N., et al. (2022): "Lavender Oil Exposure and Premature Thelarche: A Case-Control Study." Environmental Health Perspectives.

Selülit Nedir? Neden Olur?

Selülit Nedir? Neden Olur?

Selülit... Yaz aylarının "davetsiz misafiri". Peki, üzerine binlerce makale yazılan, sayısız krem üretilen bu durum aslında tam olarak nedir? Sadece fazla kiloların bir sonucu mu, yoksa vücudumuzun bize verdiği bir mesaj mı? Selülit Nedir? Birçok kişi selüliti sadece "fazla yağ" sanıyor ama durum biraz daha farklı. Selülit, aslında bir mimari yapı sorunudur. Derimizin altında cildi kaslara bağlayan lifli bantlar bulunur. Kadınlarda bu bantlar dikine uzanır. Aradaki yağ hücreleri büyüdüğünde veya vücut su tuttuğunda (ödem), yağlar yukarı doğru baskı yapar; bantlar ise cildi aşağı çeker. Sonuç? O meşhur portakal kabuğu görüntüsü. Bilimsel bir not: Erkeklerde bu bantlar çapraz (X şeklinde) olduğu için onlarda selülit oluşumu çok daha zordur. Çapraz ağ yapısı ve güçlü septa bağlantıları, içeriye doğru daha sağlam bir çekme kuvveti yaratarak yağ dokusunun dışa fırlamasını engeller. Bu yüzden erkeklerde selülit görünümü nadirdir. (Gabriel ve ark., 2023) Selülit Neden Olur?Selülit oluşumunu tetikleyen birçok faktör vardır: Dolaşım Bozukluğu: Bölgedeki kan akışı yavaşladığında dokular oksijensiz kalır. Hormonal Değişimler: Östrojen seviyesindeki dalgalanmalar doku kalitesini etkiler. Genetik Miras: Metabolizma hızı, yağın vücuttaki dağılımı ve dolaşım seviyeleri genetik kodlarınıza bağlı olabilir. Yaşam Tarzı: Hareketsizlik, çok fazla tuz tüketimi ve az su içmek selülitin en yakın dostudur. Selülit ve 3 Altın Kural: 1. İçeriden Destek: Su ve Doğru BeslenmeDolaşımı hızlandırmak için vücudun "yıkanmaya" ihtiyacı var. Günde en az 2 litre su, hücrelerinizi taze tutar. Tuzu azaltarak ödemden kurtulun ve antioksidan zengini (yeşil çay, orman meyveleri, yeşil sebzeler) besinlere sofranızda yer açın. 2. Dışarıdan Müdahale: Masajın GücüGabriel ve ark. (2023) tarafından hazırlanan klinik incelemede, selülit tedavisinde kan dolaşımı ve doku esnekliğinin önemi vurgulanmaktadır. Bu bağlamda yapılan mekanik müdahaleler, lenfatik drenajı destekleyerek ve dokulardaki ödemi azaltarak pürüzsüz görünüme katkı sağlar. Uçucu Yağ İpucu: Greyfurt, biberiye ve servi yağı karışımlarıyla yapılan masajlar, kan dolaşımını anında canlandırır. 3. Hareket: Kaslarınızı UyandırınKas dokusu ne kadar sıkıysa, üzerindeki deri o kadar gergin görünür. Yapacağımız egzersizler, selülit görünümünü saklamanın en doğal yoludur. Sonuç Olarak...Selülit bir hastalık değil, vücudun doğal bir parçasıdır. Ancak doğru alışkanlıklar ve profesyonel dokunuşlarla çok daha pürüzsüz bir görünüme kavuşmak mümkün. Kendinize ve cildinize iyi bakın! Bilimsel veriler ışığında hazırladığımız bu rehberi pratiğe dökmek isterseniz, ihtiyacınız olan %100 saf uçucu ve sabit yağlarla hazırlanmış masaj yağı setimiz sizleri bekliyor. Ayrıca makaleyi okumayı arzu edersiniz: Gabriel, A., Chan, V., Caldarella, M., Wayne, T., & O'Rorke, E. (2023). "Cellulite: Current Understanding and Treatment". Aesthetic Surgery Journal Open Forum, Oxford University Press.

Parfümde ve Cilt Bakımında Citrus Ailesi:

Parfümde ve Cilt Bakımında Citrus Ailesi:

Ferahlatıcı, canlandırıcı ve doğal… Citrus grubu uçucu yağlar hem parfümeride hem de cilt bakımında vazgeçilmez bileşenlerdendir. Citrus ailesi (limon, portakal, bergamot, mandalina, greyfurt vb.) aromaterapi ve kozmetik dünyasının en sevilen gruplarından biridir. Canlandırıcı etkileri, doğal tazeliği ve güçlü üst notaları sayesinde parfümlerde ve cilt bakım ürünlerinde geniş bir kullanım alanına sahiptir. Peki citrus uçucu yağları neden bu kadar popüler? Hangi özellikleriyle ön plana çıkar? Aromaterapide sıklıkla tercih edilen citruslar, cilt bakımında da çok sevilir. Portakal ve limon yağları, serbest radikallerle savaşan doğal antioksidan kapasitesi taşır. Antioksidan yapıları sayesinde ciltte arındırıcı etki sağlarlar. Dermal etkilerinin yanı sıra kokuları da ciltte canlandırıcı bir etki uyandırır. Ancak ciltte tahrişe neden olmamak için seyreltilerek kullanılmalıdır. Parfüm dünyasında da birçok formülde yer alan citrus ailesinin, parfümlerde genellikle üst nota olarak kullanıldığını söyleyebiliriz. Bunun nedenleri arasında, ilk açılışta ferahlık ve canlılık sağlaması; yüksek uçuculukları olması söylenebilir. Ayrıca diğer birçok nota ile dengeli bir uyum sağlar. Çiçeksi, odunsu, baharatlı kokularla iyi anlaşan citrus yağlar kokuda dengeleyici görevi de yerine getirir. Citrus uçucu yağlarının bu çok yönlü yapısı, onları hem günlük bakım rutinlerinde hem de koku tasarımlarında sıklıkla görmemizi sağlar. Doğal, ferahlatıcı ve pozitif etkileri, kullanıldığı her formüle canlılık ve enerji katar. Önemli Not: Cilt ürünlerinde kullanılan citrus uçucu yağlarının fototoksik etkilerine dikkat etmek gerekir. Özellikle bergamot ve limon yağları, güneşe çıkmadan önce cilde uygulanmamalıdır; aksi takdirde kızarıklık ya da lekelenme gibi reaksiyonlara yol açabilir. Doğal, ferahlatıcı ve enerji veren koku deneyimini keşfetmek için Vienurla Aromatherapy ürünlerine göz atabilir ya da mağazamızı ziyaret edip bizimle bir yolculuğa çıkabilirsiniz.

Tıbbi Bitkiler Bakımı: Lavanta, Gül ve Karanfil

Tıbbi Bitkiler Bakımı: Lavanta, Gül ve Karanfil

Vienurla Aromatherapy yağlarında kullandığımız üç bitkinin bakımını evlerimizde rahatlıkla sağlamak mümkün. Lavanta, karanfil ve gül bakımı için neler yapmanız gerekiyor gelin hep birlikte göz atalım. LAVANTA BAKIMI Evinizde saksıda lavanta bakımı yapabileceğinizi biliyor musunuz? Eğer lavanta bakımı için belli koşulları tam olarak sağlayabilirseniz harika bir sonuç elde edebilirsiniz. Bunun için en önemli noktaların başında verimli bir toprak, ideal bir saksı ve kaliteli bir tohuma ihtiyacınız olacak. Lavanta, güneşi çok sevdiği için güneşli bir ortamda bakımı sağlanmalıdır. Mart-Mayıs ayları arasında havanın ısınmaya başladığından emin olduğunuz zaman aralığında dikimini gerçekleştirebilirsiniz. Eğer tohum bulunduğu koşulları severse lavantanız çiçeklerini haziran veya temmuz aylarında açmış olacaktır. Lavanta çok fazla suya ihtiyaç duymaz. Sadece toprakla buluştuğunda ilk suyunu vermek çok önemlidir. Toprağının nemli olması ve ayrıca asit dengesi bitkinin gelişiminde büyük rol oynamaktadır. Yine toprağın mineral yönünden zengin olmasıda önemlidir. Saksıda lavanta bakımı için saksı boyutunu büyük seçmek gerekir. Çünkü kökleri uzun olduğu için derin olmayan saksıda iyi gelişim gösteremeyecektir. Yine mutlaka saksının tabanında birden fazla hava deliği olmasına dikkat edilmelidir. Tohumların sağlıklı gelişebilmesi için saksıda çıkan yabani otlar mutlaka temizlenmelidir. Kökleri ve yaprakları geniş olan lavanta, ekim sırasında çevresinde biraz boşluk ister. Tohumları ise en az 3 cm derine yerleştirmelisiniz. Ev içerisinde güneşin bol olduğu, aydınlık bir ortamda bakım sağlanmalıdır. Çok nemli toprak sevmediği için belli periyotlarla sulama yapabilirsiniz.Haftada iki defa bir kahve fincanı kadar su verebilirsiniz. Yılda 1 defa olacak şekilde ya ilkbaharda ya da sonbaharda saksı ve toprağı yenileyebilirsiniz. Aralık ayı sonları veya mart başında lavantanın tepesinde kalan yaprakları keserek daha gür çiçeklerin oluşmasını sağlayabilirsiniz. Böylelikle tüm oksijen köklere kadar inecektir ve bitki daha sağlıklı gelişmeye devam edecektir. KARANFİL BAKIMI Akdeniz bölgesinde yaşayan ılıman ve sıcak iklim seven bir bitkidir. 80’den fazla cinsi olduğu bilinen karanfile ait 2000 kadar alt türe sahiptir. Karanfil tohumunu nisan ayında 3-4 cm aralıklarla dikmeniz gerekir. Filizlenme başladıktan hemen sonra başka bir saksıya aktarılmalıdır. Karanfil, kireçli toprakları çok sever. Toprağın humus miktarı arttırılırsa daha sağlıklı gelişir. Toprağının nemli olmasını ister. Gölge yerleri çok sever. Gün içinde yarı güneş alabileceği yerlerde de yaşamaya devam eder. Dış mekan bakımında daha sağlıklı gelişim gösterir. Hava delikli ve drenajı iyi bir saksıda bakılması bitki kök sağlığı için önemlidir. Karanfil için yine ortamın sıcaklığı çok önemlidir. Bitkinin gelişiminde önemli rol oynamaktadır. Karanfilin çiçekleri solmaya başladığında mutlaka bir makas yardımıyla kuruyan çiçekler temizlenmelidir. GÜL BAKIMI Gül bakımını evde yapmak istiyorsanız derin ve geniş bir saksı tercih etmelisiniz. Ayrıca drenajı iyi olan toprak ve alt tabanı birden fazka hava deliğine sahip bir saksı kullanmalısınız. Saksı değişimi yaz döneminde iki yılda bir olmalıdır. Gül yetiştirmek için toprağın killi ve gübreli olması gerekir. Toprağını ilkbahar ya da sonbaharda değiştirebilirsiniz. Gül bitkisi hava akımından, farklı cisme temastan, aşırı sıcak-soğuk ortamlardan hemen etkilenir. Bu tür ortamlarda bakılmamalıdır. Korunaklı bir yere konumlandırılmalıdır. Gül, tomurcuk verdiği dönemlerde güneşten gün içinde 5-6 saat faydalanması gerekir. Böylece tomurcuklar sağlıklı bir şekilde çiçeklerini açmış olacaktır. Gülün hemen yanında çıkan yabani otlar düzenli olarak temizlenmelidir. Temizlenmezse bitki gelişimini etkileyen bazı sorunlarla karşılaşabilirsiniz Gül bakımında düzenli olarak yılda bir defa vitamin takviyesi yapmak bitkinin bağışıklığını kuvvetlendirecektir.

Yatak Odası İçin Doğal Bitkiler

Yatak Odası İçin Doğal Bitkiler

Bitkileri yatak odasında tutmanın en büyük faydalarından biri iç mekan hava kalitesini iyileştirme yeteneğine sahip olmalarıdır. İç mekan bitkileri, terleme sırasında su buharı yayarak nem seviyelerini korumaya ve bazı durumlarda artırmaya yardımcı olur. Ve oksijen ve nem yaymanın yanı sıra bitkiler, birçok havalı hava temizleme makinesine benzer şekilde negatif iyonlar üretir. Negatif iyonlar, havadaki toz, küf sporları, bakteriler ve alerjenler gibi partiküllere tutunur ve bunları etkili bir şekilde giderir. Negatif iyonların varlığının da psikolojik sağlığı, üretkenliği ve genel refahı artırdığı gösterilmiştir. Bazı yaygın ev bitkileri, formaldehit, trikloretilen, ksilen, toluen ve benzen gibi iç mekan hava kirleticileri doğal olarak filtreleyerek hava kalitesi kontrolünde bir adım daha ileri götürür. Ev bitkilerinin faydalarından biri sahip oldukları sakinleştirici etkisidir. Bir ev bitkisinin uyku miktarınızı artırabileceğine dair bilimsel bir kanıt bulunmasa da, daha hızlı uykuya dalmanıza ve daha uzun süre uykuda kalmanıza yardımcı olabilirler Pothos sarmaşığı (Epipremnum aureum)Pothos, muhtemelen büyümesi en kolay ev bitkisidir. Parlak, kalp şeklinde yaprakları ve birkaç metre uzunluğa kadar büyüyebilen asma gövdeleri vardır. Orta ila parlak ışığı tercih eden Pothos, aslında sulamalar arasında toprağının biraz kurumasını tercih eder. Kurdele ÇiçeğiAnneniz veya büyükanneniz bu klasik ev bitkisini 70'lerde yetiştirmiş olabilir. Ancak bugün hala evinizde bir yerde konumlanması gereken bitkilerden biridir. Çizgili yaprakları, mis kokulu çiçekleri ve ürettiği yavrularla sizi mutlu eden nadir bitkilerden biridir. Kauçuk Bitkisi (Ficus elastica)Büyük parlak yapraklara sahiptir. Orta ila parlak ışık sever. Nemden hoşlanan bir bitkidir. Budama ihtiyacı hissederseniz kesilince çıkan yapışkan özünü parmaklarınızdan uzak tutmak için bahçe eldivenleri giymeye çalışın. DifenbahyaBu bitkinin gösterişli iri yaprakları vardır. Ancak içindeki öz, mukoza zarlarını tahriş edebilen kristaller içerir. Yeşillikleri çiğnemekten hoşlanan bir evcil hayvanınız varsa bakım sağlama konusunda düşünmenizi öneririz. Çünkü toksiktir. Aksi takdirde, yalnızca orta miktarda filtrelenmiş ışığa ihtiyaç duyan, genellikle bakımıyla üzmeyen bir bitkidir. Toprağı hafifçe nemli tutun, ancak asla ıslak bırakmayın. Dantelli Ağaç Philodendron (Philodendron bipinnatifidum)Bu muhteşem bitkinin bakımıda kolaydır. Narin, lacivert kenarları olan devasa yapraklara sahiptir. Daha küçük olduğunda dik formda gelişir. Ancak büyüdükçe yayılıcı bir forma bürünür. Philodendron'a orta derecede ışık sever ve toprak kurudukça sulaması yapılır. Dracaena (çeşitli türler)Birkaç farklı dracaena türünün havayı temizlediği ve arındırdığı kanıtlanmıştır. Orta ila parlak dolaylı ışık ve hafif nemli tutulan topraklarda yaşamayı sever.